Proton Persona Wira 415-416-418

Ben 99 Model Proton Persona 418 Otomatik Vites kullanıcısıyım çok fazla çeşitli araba kullanan biri olarak ve eş değer diğer araçlarla kıyaslarsak memnun değilim fiyatına bakıp kıyaslarsak iyi bir araba parçası kolay bulunmuyor ve pahalı . Ustalar tamir etmekten kaçıyor . Ankaranın en büyük otomatik şanzımancısı Aydoğmuş yağını bile değiştirmiyor. Çok konforlu bir araba değil normal orta konforda bir araba. 90 model lancer kasasınıda çok met etmeye gerek yok .

Konforda neden kaybediyor ?
Aynaların ve arabanın görüş açıları berbat bir araba Linea-Golf ikisinden birininin sürücü koltuğuna oturan bunu anlar .
Araba alçak bu yüzden yaşlılar ve fazla kilolu insanlar kolay inip binemiyor .
Motor demir döküm olduğundan biraz gürültülü çalışıyor .İzolasyon hiç yok.
Motor ve Yol sesi içeri çok alıyor.

Yedek Parçası neden bulunmuyor ?
Yedek parçası kolay bulunmuyor ve Çünkü 90 Model bir Mitsubishi Mirage-Lancer  kasasına ufak değişiklikler yapıp, 99 model olsa da 1990 yılına ait eski motor şanzıman kullanılması ve bunların yedek parçası üretilmemesinden dolayı parçası bulunmuyor. Hatta Malezya’da bile bir çok parçası bulunmuyor. Örneğin rölanti motoru , otomatik şanzıman selenoid takımı Malezya’da dahi yok. Ben Ankara Şaşmaz’da Fan müşürünü ve Termostatı çok zor buldum .

Ustalar neden tamir etmekten kaçıyor!
Motor ve Otomatik vites eski olduğu için tamir etseler de tekrar arıza veriyor veya düzelmediğini söylüyor ustalar bu yüzden tamir etmek istemiyorlar .Ankara’da ve İstanbul’ da Proton ile ilgilenen ustalar mevcut fakat parça sıkıntısı onları da bıktırmış durumda. Yaklaşık Ankara’da 10 otomatik vites tamircisine götürdüm sadece biri revizyon yapabileceğini söyledi .

Acı konuştuk sıra acı-tatlıda

Arabanın fiyatı emsallerinin yarı fiyatında . 99 model Absli Klimalı otomatik vites 4 Cam otomatik bir arabayı 25.000 Liraya çok zor alabilirken Proton 400 serisini 10-15.000 Lira arasında alabiliyorsunuz . Ama çoğu özellikleri çalışmıyor olabilir 🙂

Sizi arabaya bağlayan farklı bir sürüş keyfi var , fakat bu bana göre aldatıcı bir sürüş keyfi aslında araba çok iyi değil . Hyundai Accent gibi olabilir zaten 415 motor’u Accent ile aynı motor . Mitsubishi bir çok üreticiye gövde ve motor şanzıman gibi parçaların lisanslarını vermiş Hyundai , Proton ve Kia bunlardan arabalar üretmiş veya geliştirerek satmıştır. Hala Mitsubishi Hyundai-Kia grubuna otomatik şanzıman satıyor .

Youtube’da Japonya ile ilgili Vlog yapan Japonic’in dediğine göre Mitsubishi otomobil olarak Japonya’da neredeyse hiç yokmuş . Türkiye’de daha fazla Mitsubishi otomobil görmüş . Kendide yollarda geçen arabaları saydı hiç Mitsubishi otomobil yoktu.

Motoru sağlam diyorlar ama benim külbütör kapağından tamir edilmiş olsa da gene yağ damlıyor 🙂 . Benim araba 265.000 KM’de sanırım hiç motorda yapılmamış su eksiltme yağ eksiltme terleme v.s. yok sadece o yağ kaçağı var 🙂 .

 

 

 

 

ÇOCUK VE KAHVERENGİ AYAKKABI

Ali BİLİR

* – Ankara’nın 24 ilçesinde sadece Etimesgut Belediyesinde Engelli Belediye Meclis üyesi var. O kişi,  Görme Engelli İlimdar BOZTAŞ. Halen TEDAY – Tüm Engelliler ve Aileleri Yardımlaşma Derneği Başkanlığını başarı ile yürütüyor. Yurt içi ve yurt dışı bir çok etkinlikte hem TEDAY’ı hem de ülkemizi başarı ile temsil etti.

 

* – Hikayemiz O’nun hayatından ilham alınarak kaleme alınmıştır…

 

80’ler de bir gün…

 

Lokomotif eski modeldi. Emekliye ayrılması icap eden yaşı çoktan geçmişti. Arıza çıkarmadığında bile oflaya puflaya, ıkına ıkına yürüyordu. Makinesi eskiyse de frenleri yenidir diye lokomotifi daha hurdaya çıkarmamışlardı. Frenleri sahiden yeniydi. Anadolu’da işleyecek çelik bulamayan bıçakçılar geceleri gizlice garlara girer, lokomotiflerin fren balatalarını çalarlardı. Giden balatanın yerine mecburen yenisi takılıyordu. Bu yüzden en külüstür lokomotiflerin bile frenleri yepyeni, gıcır gıcırdı: Yürümeyi pek başaramasalar da durmayı çok iyi beceriyorlardı.

 

Askerler trenden yük indiriyorlardı. Bunlar üstüne birer üniforma geçirilmiş, Anadolu’dan çıkıp gelmiş oğlanlardı. Amerika’da bir asker, ağır taşırken incinirse üstlerini dava ederdi. Burada ise sıska Anadolu çocukları belkemiklerini büken sandıkları gıkları çıkmadan yükleniyordu. Gıkları çıksa, kemikleri çatırdasa Allah’tan başka kim işitecekti?

 

Askerlerden biri, Aykut diye bir er, vagonun içinden seslendi: “Ulan Orhan, git gazoz mazoz birşeyler al. Dilimiz damağımız kurudu burada.”

 

Orhan adlı asker başını kaldırdı: “Sırası mı? Bu işi bırakıp nereye gideyim ben şimdi?”

 

“Na şurada var ya.”

 

Orhan baktı. Büluğ çağına daha ermemiş bir çocuk, usulca gelip yakınlarına tezgah kurmuştu. Orhan, alnını elinin tersiyle silerek tezgaha yürüdü.

 

“Gazoz ne kadar, küçük?”

“İki yüz lira.”

“Çok değil mi be?”

 

“Abi fiyatı ben koymuyorum. Bakkal Hakkı amca iki yüzden aşağı satma dedi, işlerine gelmezse yaparım stokumu gelecek ay daha tuzlu fiyata alırlar, burada çağ atlıyoruz” dedi.

 

Orhan çocuğu tepeden tırnağa süzdü: Ufak tefek bir oğlandı, tek gözü bandajla kapatılmıştı. Kocaman kahverengi ayakkabılar giymişti. Büyüyünce de giysin diye bir boy büyük ayakkabı mı alıyorlardı bu çocuğa? “Askerle siyasi mevzular konuşulmaz, küçük.”

 

“Ben de öyle söyledim, bakkal Hakkı Amca da bir cevap verdi, ama ben o cevabı sana söylemeyeyim abi. Gazoz iki yüz lira. Bana bir şey deme, ben komisyoncuyum.”

 

Komisyoncuymuş! Orhan kaç kişi için gazoz alacağını kafasından saydı. Cebini karıştırarak paralarını çıkardı. Bozuklukları yetişmeyecekti. En iyisi on binliği bozdurmaktı. Orhan yeşil-mavi banknotu çocuğa uzattı. Sabah gıcır gıcırdı, darphaneden yeni çıkmıştı bu para; ama şimdi kırışmış, terden biraz nemlenmişti.

 

Çocuk parayı almadı: “Ben bunu bozamam abi.”

 

“Mecbur bozacaksın.” dedi Orhan. “Ben müşteriyim, sen ticaret adamısın; bu da para. Senin vazifen bu parayı almak.”

 

“Abi, o zaman sen gazozları al. Ben parayı bozdurup geleyim. Tezgahım sende rehin kalsın. Güvence olarak, yani.”

 

Çocuk boyundan büyük kelimeler kullanıyordu. “Tezgahıma kimseyi dokundurmayın sakın.”

 

Cevap beklemeden, koşa koşa uzaklaştı.

 

Orhan, tezgahın yanına asılı açacakla gazoz şişelerini açtı. Arkadaşlarına gazozları dağıttı. İşinin başına döndü ve çocuğu unuttu.

 

Yarım saat sonra, mola verdiklerinde tezgahçı hala dönmemişti. “Seninki paraları aldı kaçtı.” diye güldü askerlerden birisi. “Asgari ücret on altı bin lira.” diye söze karıştı bir diğeri. “Çocuk senden aldığıyla ay sonunu getirir artık.”

 

Aykut adlı asker başını salladı: “Ben o çocuğu tanıyorum. Yapmaz öyle bir şey. Şu boş şişeleri de tezgahın arkasındaki duvarın dibine koyun, gelince alsın garip.”

 

Bir beş dakika daha geçti. Orhan, sandıkları almak için yanaşan kamyonu seyrediyordu. “Abi…” diye bir ses duydu. Döndü, gözü bandajlı çocuğu karşısında buldu.

 

“Bu ne hal?” diye sordu Orhan. Çocuğun pantolonu, dizlerinden yukarıya kadar çamur içindeydi; ayakları da çıplaktı. Üstünden sular damlıyordu.

 

“Senin parayı bozdurmaya giderken suya düştüm. Derenin derin yeriydi, çamurluydu da. Saplandım kaldım. Az kalsın boğuluyordum.”

 

Avucundaki paraları Orhan’a uzattı. Orhan, otomatik bir hareketle paraları aldı:

 

“Ayakkabılarını ne yaptın?”

 

“Derede kaldılar.” dedi çocuk. Sesi biraz boğuklaşmıştı. Bandajsız gözü kızarmıştı. Ağlamış bu, diye düşündü Orhan. “Evdekiler ayakkabını kaybettin diye kızacaklar sana.”

 

“Çok kızmazlar.” dedi çocuk. “Ayakkabıları kendi paramla almıştım. Daha yeniydiler, abi, ondan üzüldüm biraz. Aslında ikinci eldiler ama ben yeni almıştım. Giymek nasip olmadı.”

 

“O yaralı gözle koşturursan böyle olur.” dedi Orhan. Çocuğa değil çocuğu para bozmaya gönderdiği için kendine kızıyordu. Sesi azarlar gibi çıkmıştı: “Düzelene kadar çalışma bari.”

 

Çocuk bir şey demedi. Başını olur der gibi salladı, tezgahını toparladı ve uzaklaştı.

 

“İyi halt ettin.” dedi Aykut çocuk gidince. “O çocuğun gözü yaralı maralı değil.”

 

“Ya ne?” dedi Orhan. “Yavaş ilerleyen bir hastalığı var.” diye cevapladı Aykut. “Tedavi ettirmiyorlar, ya da ettiremiyorlar. Paraları yok. Senin anlayacağın o göz düzelmeyecek. O tek gözü bile ne kadar dayanır bilmem. Şimdilik bandaj mandaj idare ediyor, sonrası…”

 

Orhan ne diyeceğini bilemedi. Boğazı düğümlendi. İki asker, sessizce tezgahçının gittiği yöne doğru baktılar. Onların vermeyi, çocuğun almayı unuttuğu boş gazoz şişeleri duvarın dibinde, askerler gibi tek sıra dizilmiş bekliyordu…

http://www.ulkucumedya.com/cocuk-ve-kahverengi-ayakkabi-13229yy.htm

Yeni Başbelası Proton 418

1 yılı aşkın süredir ilk defa yazıyorum . Aslında her gün yazı yazmam gerekli . 11 Ocak 2017’de Proton 418 satın aldım. Parasına göre iyi ama hor kullanılmış olduğu için sorunlar yaşatıyor.

Özelliklerini aşağıya uzunca yazayım

99 Model Proton Persona/Wira 418 GLXi
Mitsubishi 4G93 Soch 1834 CC 115 Beygir Motor 2000 CC vergisi ödüyoruz 300 TL yıllık
Mitsubishi F4a22-2 4 ileri 1 Geri Şanzıman Tam otomatik
Abs 4 Disk Fren
Sürücü Airbag var Solbek sağbek yok
Manuel Klima var
Hidrolik Direksiyon
4 Cam Elektrikli Kapılarda Merkezi kilit var kumandası yok ama
Yaklaşık 10 yıldır ehliyetim olduğu halde hiç kullanmadığım sis farlarıda var ne işe yarar onuda çözemedim ki -40’da sis tipi soğuk ayaz gece buz kış adına her şey olan uzunca yollarda defalarca gitmişliğim var . Öyle yollardan şahin doğanlada gidebilirsiniz doğru düzgün kış lastiğiniz varsa aksi halde araba sıfır olsada yazlık lastikle bir hiçsiniz .

Fiyat 12000 TL  Bu fiyata 99 model şahin bile alamazdım . Gerçi şahinde bu saydığım özelliklerden hidrolik direksiyon harici hiç biri yok .

Süspansiyon sert ve araba Toyota Corolla’dan biraz daha alçak konumda . Parasına göre gayet iyi bir araba olabilir . Ancak parça konusunda ciddi sıkıntı yaratabiliyor ve yetkili servisleri bile arabadan anlamıyor .

 

 

Büyü ve cinlerden nasıl korunulur?

alisan_basina_gelmeyen_buyuyu_anlamaz_1458113480_892[1]

Salih Memişoğlu, aslında cinlerden korkulmaması gerektiğini, onların da insanlardan korktuğunu söylüyor. İşte cinler alemi, büyü, sihir ve korunma yöntemleri…

Siz insanları rukye yöntemiyle mi tedavi ediyorsunuz?

Hayır, bizim işimiz metafizik.

Nasıl yani?

Hasta geliyor, ismini ve anne ismini alıyorsunuz. Üzerinde herhangi sihir veya büyü varsa yerini de buluyoruz. Gerekirse yerinden alıyoruz. Yahut bir şeyler görüyorsa, halisünasyon yaşıyorsa, cinlerle ilgili bir şeyse üzerinden alıyoruz.

Bu olaylar nasıl ortaya çıkıyor, belirtileri neler?

Sebepsiz bayılmalar oluyor, doktora gidiyor. Bakıyorsun, ne MR’da ne EKG’de bir şey yok. Ama hasta bir şeyler görüp bayılıyor. Bu cinlerle ilgili oluyor. Yok, eğer EKG’de MR’da bir şey çıkıyorsa, zaten ben onunla hiç ilgilenmiyorum.

Mesela eve girdiğinde daralma oluyor, eşini görmek istemiyor. Devamlı baş ağrısı ve yorgunluk oluyor. Gece uykuda kuvvetli terleme ve halüsinasyonlar oluyor. Uykuda sıçrıyor. Karabasan şeklinde olaylar oluyor. Tam olacak bazen işleri, büyüyle alakalı olarak bir yere gelip kalıyor. Mesela Alişan’ın evine gittiğimizde büyüye rastgeldik. Evinde duvarlara İbranice yazılar yazılıyordu. Annesi çamaşır suyu ve sirkeyle  siliyordu. Ardından tekrar yazılıyordu. Gittik daire çizdik, bir daha da olmadı.

Rüyada belli olur mu?

Şimdi rüyalara nasıl güvenilir bu da bir başka konu. Ama bazı büyüler kendini rüyada kedi köpek yılan gibi belli eder. Bu ilk çağlarda olur. İkinci çağlarda zaten kendileri gelir.

İnsanlar üzerlerinde bir şeyler olduğunu kolayca farkına varabilir mi?

Bazı insanlar bunu hissederler. Şimdi yanında cinlenmiş biri olsun, asla onun yanında sesli bir şekilde Cin süresi ve Ayete-l Kürsi okuyamazsın. Hatta sessiz okusan bile etkilenir.

Neden okuyamazsınız? Filmin fragmanında da buna benzer ezan sahnesi vardı.

İşte ‘Allah birdir’ kelimesini duyunca bayılıyor. Üzerinde kafir cin olanlar, kötü enerji olanlar ya da tam büyüye maruz kalanlar yanında Kur’an okunmasını istemez. Okunduğu zaman kulaklarını kapatır. Namaz kılamaz, boğulur. Kaç rekat kıldığını unutur. Kur’an okuyamaz kendisi de. Banyoda aynaya baktığı zaman şekiller görür. Bunlar belirtilerdir. Bu tür şeylerle ilgili bir doktora müracat edilecek ve ya sağlam bir hoca bulacak. Ama bu alemde çok şarlatan vardır. Her merdivenin altında bir adam bulursunuz. Size dairenizi sattırır bir de hayallerinizle oynar. En büyük sıkıntımızdan biri de bu.

Sabah biri geldi. Çok entresan, demiş ki bu sihri çözmemiz için benimle birlikte olmalısın. Böyle bir hoca olabilir mi? Böyle bir sürü. Kadın rahim kanseri, çocuğu olmuyor. Ona diyor ki daireni sat. İşte Peygamberin güzel hadisi var: Bizi aldatan bizden değildir. Bu işi Müslüman olmayan biri zaten yapamaz.

Büyüyü ya da rahatsızlığı nasıl buluyorsunuz?

Daire kuruyoruz. Mesela bir kadına bulaştıkları zaman onunla konuşuyorum. ‘Nereden geldin diyorum, şuradan geldim’ diyor, ‘aslında ip var’ diyor. Gidip ipi alıp çözdüğümde, zaten oradan kayboluyor. Ya da biz ona daire çizip hapsediyoruz. O kafir şeyi ya da üç harfli artık ne diyorsanız, hapsedince ona zaten musallat olamıyor. Yani bu konuyla ilgili 3 – 4 yöntemimiz var. Çok ağır olunca doktorlar, psikiyatrlarla çalışıyoruz. Birbirimize faydamız oluyor.

BÜYÜ BÜYÜYLE ÇÖZÜLMEZ

Biliyorsunuz, kendisinde büyü olduğundan şüphelenen insanlar, bunu bozmak için başka büyücüye gidiyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Büyüyü çözen insan büyücü olamaz. Büyüyü çözen hocadır. Büyü bir başka büyüyle çözemez. Büyü bir yöntemdir. Felak ve Nas süreleri ile birlikte, Allah’ın ayetleriyle çözülür.

Büyü dışında da insana bulaşırlar mı bu varlıklar?

Tabi, musallatlar var. Bunların Müslümanlar’ı musallat olmazlar, ama kafir olanları var. Onlar Müslümanlar’a eziyet ederler. Mesela adam banyoya girer, gusül abdesti alır. Abdesti aldığı yerde eğer idrarını yapıyorsa, bir de bakarsın, yarım saat sonra bayılmalar başlar.

TEDAVİ SÜRESİ

Tedavi nasıl oluyor, kaç dakika sürüyor?

Ben 11 dakikayı geçmem. 7 – 10 dakika. Bazen fazla bir şey olduğu zaman onu sonraya atarım. Genelde iki seansta, çok yoğun olunca 3 seansta bitiyor. Bi tane ıkı tane ise tek seansta alırım.

Hastalar acı çekiyor mu?

Çekiyor tabi. Beş altı kişi zor tutuyor adamı. Ama o şeyin ismini aldığım anda tak diye kalkıyor. Beş dakika önce beş kişinin zor tuttuğu kişi kalkıp oturuyor.

Büyünün bir derecesi var mı?

Her büyünün kendine öz bir enerjisi, kendine öz bir kafir cini vardır, o cin devreye girmeden olmaz. 7 tayfa cin vardır. Tek bir cinde yapabilir, bir sürü de olabilir. Birkaç tane olursa halüsinasyonlar ve bayılmalar görülür. Tek bir tane olursa hafif belirtiler görülür. Mesela iplere düğüm atanların şerrinden diye indirmiş Allah, ama bizim milletimiz, çocuğu düşürmüş. Sübyan var diye hocaya gidiyor, hoca düğüm atıyor. Bu bulaşık suyuyla bulaşık yıkamaya benzer.

ÖZEL HASTANELER VAR

Arabistan tarafından bu işler için hastaneler kuruluyor, Türkiye’de de olur mu?

Elbette, Arabistan’da var, başka ülkelerde var. Türkiye’de böyle bir hastaneye bırak, cinlerin varlığını kabul eden doktorun elinden diplomasını alırlar. Doktorlar çalışmıyor muyuz, çalışıyoruz. Çok doktorla beraber epilepsi olmayıp ilacını kullanan insanı tedavi ettim. Şizofren denilip de, doktorlarla konuşup ilacını kestiğimiz çok oldu. Tersini düşünelim, hoca hoca dolaşıp iyi olamayan hastaya da ilaç vermişizdir doktorlarla. Bize gelen hastalar ilaç istemiyor. Onları iknada zorlanıyorum. Yani hocalık işin var hem doktorluk diyorum. Aslında hocalık işi yok. Maksat doktorun ilacını kullansın.

KURTULMAK İÇİN BASİT BİR FORMÜL

Bu işten kurtulmak için bir formül açıklamıştınız, ‘’Bir sabah ezan okunurken bir bardak suya 11 Ayetel Kürsi, 11 Fatiha suresi, 11 Felak -Nas suresi, 11 defa da “La İlahe İlla ente subhaneke inni küntü minez zalimin”, 11 “La havle vela kuvvete illa billah il aliyyil azim” diyerek suya okur ve namazını kıldıktan sonra evinin penceresini açıp gökyüzüne 3 dakika baktıktan sonra niyetini tutup içerse o gün üzerinde o sihrin veya musallat olan varlıkalrın gittiğini bir saat içinde anlayacaktır.’’ şeklinde..

Aynen öyle. Çok ilerlememiş olacak tabi. Başı çok ağrıyan insanlar olur. Migren değil ama migren gibi ağrısı. Onlara şunu tavsiye ediyorum. Adam bir balkon ya da cam önüne gelir, ellerini açar, 3 İhlas 1 Fatiha okur ellerinin içine. Gözlerini 10 dakika ovalar, ilk gözlerini açıp semaya baktığında ağrısının çıktığını görür sanki, ağrı kesilir. Bu sihir, büyü ya da nazardansa bunlar olur. Doktorluk bir şey varsa doktor gerekir.

Musallat ise ve o an çıktıysa geri gelir mi?

Musallat da olsa gelmez, çünkü yanarak çıkıyor.

Müslüman olmayan insanlar tedavi edebilir mi?

Kesinlikle edemez. Hatta yabancı korku filmlerindeki bütün cin çıkarma ayinleri başarılı olamaz. Ya hasta ölür, ya papaz çarpılır. Ama Kur’an-ı Kerim’in ayetleriyle altında kalkamadığım hiçbir varlık olmadı. Beni çok papazlar arar. Altından kalkamıyoruz bu işin derler, gider yardımcı olurum. Mesela Almanya’da öyle yerler gördüm ki, bir Türk fabrikasında tuvalet kapıları kendi kendine açılıp kapanıyor.

KORUNMA YÖNTEMLERİ

Korunmak için neler yapılmalı?

Sihiri ve büyüyü çözen, insanları cinlerden veya kötü enerjilerden kurtaran yegane ayetlerdir. Bunun da uygulanış şekilleri vardır. Mesela eczanede ilaçlar var, hastalığına göre alıyosun. Ayetler de insandaki duruma göre.

Bununla ilgili hadisler de var. Tuvalete girerken yapılacak dualar, eve girerken yapılacak dualar gibi?

Tabi bunlar etkili. Peygamberimiz ümmetine örnek olmuştur. Onun yaşadığı hayatı yaşıyorsan, bunlar kolaylıkla olmaz. Eğer oluyorsa, bu bir imtihandır. Yani bugün Felak, Nas suresi indi. Peygamberimize büyü yapıldı. Gelen ümmeti görsün diye.

Bizim halkımız batıl inançlara çok inanır. Allah bize Kalem suresini indirdi. Nazara faydalı. Ama milletimiz kurşun döküyor, nazar boncuğu takıyor. Hiçbir faydası yok bunların.

NAZAR BONCUĞU ŞİRKTİR

Kurşun ve boncuğun bir faydası yok yani…

Kurşun patlayıcı bir madde olduğundan dolayı şekiller çıkar, zannedersiniz biri bir şey saplıyor, ama alakası yok. Sirkenin de sihre büyüye bir faydası yok, salataya faydası var.

Nazar konusunda, evladın baba, anneniz kızına nazara geçer. Ama Allah’ım senden yardım isteriz deyip, öbür taraftan Yarabbi sen Kalem süresini indirdin benim sana ihtiyacım yok nazar boncuğu takar düzelirim derse imandan çıkar. Nazar boncuğu eskiden boynuzlar asılırdı evlere. Bunu görün de nazara karşı ayet okuyun diye bir hatırlatmaydı. Ama insanlar şimdi boncuğa tapıyor.

Çocukları nasıl koruruz?

Şimdi çocuk evde televizyondaki dizilerde sanatçıların ismini, annesinin babasının ismini bilir. Ama Felak ve Nas surelerini, Ayete-l Kürsi’yi bilmiyor. Bu iş evde eğitimle başlıyor. Her çocuk korunma ayetlerini mutlaka bilecek. Çocuk akşam yatarken muhakkak Ayetel Kürsi, Felak ve Nas surelerini okuyacak. Eğer küçükse, okuyamıyorsa, ailesi suya okuyup ona içirecek.

AZAZİL FİLMİNİN ÇEKİMİNDE EKİBİ KORKUTAN SIRADIŞI OLAY!

Azazil filminde neler yaşandı?

Azazil Düğüm filminin ardından devam eden seri Azazil 2 Büyü filmi 25 Mart’ta Türkiye’de ve Almanya’da aynı anda vizyona girerek sevenleriyle buluşacak.

Gerçek hikâyelerden oluşan Azazil 2 Büyü fragmanın yayınlanmasıyla yine adından çok söz ettireceğinin sinyallerini verdi. Metafizik uzmanı Salih Memişoğlu’nun hastalarının yaşamış olduğu gerçek olaylardan esinlenerek kurgulanan ve klasik korku filmlerinden farklı olarak drama ile korkuyu bir arada sunan Azazil 2 Büyü filminin yapımcılığını Burak Memişoğlu üstlendi.

Azazil Düğüm ile Azazil 2 Büyü filminin arasında çok farkların olduğunu söyleyen Yapımcı Burak Memişoğlu, 22 ayrı mekân kullanıldığını ve bu mekânların her birinin ürpertici olduğunu vurgulayarak sözlerine devam etti;

“Azazil serisinin en büyük ayrıcalığının diğer korku filmlerinden farklı olmasıdır. Hayali senaryoların altına kesinlikle imzamı atmam. Çoğu korku filmlerinin konusuna bakın yaşanmış olaylardan alınmıştır ama kim yaşamış ne zaman yaşanmış detaylar verilmez kimse bilmez. Azazil öyle değil. Azazil bu noktada diğer korku filmlerinden ayrılıyor. Salih Memişoğlu’nun hastalarından izin alınarak gerçek yaşanmış olaylar kurgulanıyor” dedi.

Oyuncuları film için ikna etmekte çok zorlandıklarını belirten Memişoğlu, Yapımcı olarak ne prodüksiyona ne oyunculara ne de yönetmenlere karışmadığını oyuncalara filmin gelirinin sosyal sorumluluk projesi olup şehit çocuklarına bağışlanacağını söyleyince kabul etmeyen oyuncuların hemen kabul ettiğini söyledi.

AZ KALSIN ANNE KARNINDAKİ BEBEĞİ KAYBEDİYORDUK!

Salih Memişoğlu’nun kontrolünde çekilen filmde enteresan olaylar yaşadıklarını belirten Memişoğlu unutamayacakları iki tane olay yaşadıklarını ve gerçekten tedirgin olduklarını belirterek yaşadıkları olayları anlattı.

“Azazil serisinin ilkinin çekimlerinde başımıza hiç tuhaf olaylar gelmemişti. İkinciyi çekerken Salih hoca ile görüşüp bir iki yerde açık kapı bırakmasını istedim. Yani hiçbir koruma almayınca neler olabileceğini merak ettik.

İlk yaşadığımız olay el freni çekik park sisteminde olan aracın geri geri kaymasıydı. Arabanın geri geri kaymasının imkânı yoktu. Araba hareket edince herkes çok tedirgin oldu. Ne yapacağımızı şaşırmıştık. Işıkçı arkadaşın frene basmasıyla arabanın uçurumdan düşmesini engelleyebildik.

İkinci yaşadığımız olay ise bizim için çok ürkütücüydü. Salih Bey set alanında kendi kullandığı format ile daireyi çiziyor. Yani dışardan hiçbir musallat sıkıntı çizilen dairenin içinde olmuyor. Eğer set çalışanlarının içinde daha önce böyle bir yaşanmış olay varsa o etkilenir. Salih Bey bunun açıklamasını yapmıştı.

Filmde Rahman hoca Salih hocayı canlandırıyor. Fragmanda da görüldüğü gibi çocuk dua ederken kadın üstüne çullanıyor. Çekime devam edilirken karakterimiz yani Rahman hoca dua okurken ekipten hamile bir arkadaşımız bağırmaya başladı. Ne olduğunu anlayamadık. Yeter artık okumayın rahat bırakın gelmeyin boğazımı sıkıyorlar gibi şeyler söyledi. Salih Bey hemen durumu değerlendirdi gereken işlemleri yaptı.  Bu arkadaşımızın üzerinde daha önceden rahatsızlık varmış. Salih beyin demesine göre de 30-40 saniye falan müdahale için geç kalsaydık Allah göstermesin bebeği kaybediyorduk. Sette bu tarz bizi etkileyen iki olay yaşadık. Allah’ın izni ile kötü bir şey olmadı” dedi.

HERKESİN İZLEYEBİLECEĞİ BİR FİLM

Korku seven kitleyi memnun edecek bir proje olduğunu söyleyen Memişoğlu, korkup filme gitmek istemeyenlere ve ön yargılı olup eleştirenlere seslendi.

“Korku sevenlerin memnun olacağı severek izleyecekleri bir film oldu. Korkuyorum gidemem diyen izleyiciler içinde şunu söylemek istiyorum. Sizi koltuklardan zıplatacak kan revan bir film değil. Amerikan yapım bir korku filmi yapmıyoruz. Türk yapım bir korku yapıyoruz. Olayları yüzde yüz şeffaf beyaz perdeye aktarıyoruz. Filmin yüzde 60’lık kısmı dramadan oluyor. Bu nedenle rahatça gelebilirler.  Drama ile korkuyu birleştirdiğimiz için herkes ailesiyle arkadaşlarıyla rahatlıkla filme gidebilir.

Filme niye gideyim diyerek eleştiren illaki bir kesin olacaktır onlar içinde şunu söylemek istiyorum. Ülkemiz zor bir dönemden geçiyor. Her gün aldığımız şehit haberleri bizleri üzüp derinden yaralıyor. Kaybettiğimiz şehitleri geri getiremiyoruz ama gidenlerden bize kalanlar var. Filmi izleyerek bizler için canını feda eden şehitlerimizin çocukları için destekte olacaklarını unutmasınlar” dedi.

 

İSLAM’DAN UZAKLAŞMAMAK GEREK

İslam’dan uzaklaşınca mı artıyor bu olaylar?

Kesinlikle. İslam’dan uzaklaşmamız lazım. Peygamberimiz’den uzaklaşmamamız, varisleri alimlerden uzaklaşmamamız lazım. Ancak alimlerin söyledikleri de Kitap’a dayanacak. Toplum olarak İslam’dan uzaklaşmamamız lazım. Abdestli dolaşmalıyız. Kolay kolay abdestli birine musallat olan cin görmedim.Çok önemlidir abdest. Kafir cinler, abdestli insana musallat olamaz, olursa Allah’ın bir sınavıdır.

CİNLER ALEMİ

İnsana neden zarar vermek isterler?

Düşünüyorsun, mantıksız ama maalesef yapıyorlar. Mesela Kanal 7’de bir program yaptık. Urfa’da evler kendi kendine yanıyor. Böyle bir sürü örnek var. Geçen ay Mamak’taydım. Bir ev sahibi kaymakamlığa sığındı. O eve gittik, kendi kendine yanıyordu. Gittik şu an yanmıyor.

Büyü yapılmak istendiğinde kafir cinler mi kullanılıyor?

Sihir, büyü kafir cin olmayınca devreye girmez. O hocalarda kafir cin olmadıkça büyü olmadıkça girmez. Ama, Allah bunu yapanın kafir olduğunu söylüyor.

İnsana aşık olurlar mı?

Onlar çok çeşitlidir. Aslında normalde hiçbir kimse başka bir alemden birini istemez. Ama onlarda bazı kötüler var. Çok kolay kolay seçmezler. Müslümanları vardır. Kendi alemlerinde Müslümanlarla evlenirler. Bazen ben tek tük gördüm, Müslüman kadın cin, Müslüman erkek insanla evlendi. Ama adam işinden gücünden oluyor. Evini ihmal ediyor. Bu bir huzursuzluktur.

İnsanlarla evlilik nasıl oluyor?

Fiziki olarak bir evlilik olmaz. Peygamberimiz’e de biri sordu biri, bir cin ile evlenmek istiyorum diye. Kerih görülmüştür. Çünkü sorarlar, ‘Çocuğun nerde ya da doğan çocuk nedir?’ Çünkü onlardan çocuk doğmaz, doğdu gibi gözükür. Arada fizik farkları var. Hayal olarak, nasıl rüyada birisiyle birlikte olduğunuzu görürsünüz, o da öyle. Ancak rüyayı saniyelik görürsünüz, cinlerle evlilik öyle değil. Onlarla istediği zaman birlikte olursunuz, ama onu da rüyada görürsünüz. Cinlerle normal karı koca hayatı yaşanılabilse de, çocuk doğmaz. Gerçek bir ilişki olmaz, rüyada ilişki yaşıyormuş gibi onu istediği an yaşayabilir. Çok evlenen vardır ama ayrılıyorlar. Ya onlardan ya da insan olan eşlerinden ayrılacaklar. Yoksa evdeki eşini ihmal edecek.

‘ŞEYHİM BENİ KURTAR DİYOR AMA…’

Cinleri inkar edenler var bir de…

Bunları inkar etmek, Kur’an’ı inkar etmektir, insan dinden çıkar. Bazı hocalar bunlar cin değil çandır gibi değişik değişik manalar veriyor. Binlerce telefon vardır, sinyalleri dolaşır ve birbirine çarpmaz. Her cinin de bir ismi vardır. Kendi tayfası vardır. Kafilesi vardır. Onlar da yerler. Büyü vardır, sihir vardır. Nazar vardır. Bu konu da bir de, mesela adam bayılıyor, ey gavs hazretleri, ey şıhım beni kurtar diyor, ama Allah’ım beni kurtar demiyor. Bu da başka bir şirktir. Son dönemde yok şıhlar, yok tarikatlar, şimdi o kadar azdırmışlar ki, adama bana her ay iki milyar getireceksin senin şıhın olacağım diyor. Tabi doğru şeyhler de vardır, ama adam diyor ki şıhım bana dedi ki, Fatiha’yı okuyacaksın. Neden okuyacaksın? Okurken Peygamberimiz’i düşüneceksin, onunla konuşuyor gibi olacaksın. ‘Ey Allah’ın resulü. Ricacı ol da bağlı olduğumuz şeyh bizi kurtarsın.’ Yani bir Peygamber, bir şıhtan ricacı mı olur? Bunlar şirktir. Allah bunlardan korusun. Yapacağız şey Allah’ın Kur’an’ına sarılmaktır.

’10 DAKİKA SONRASINI BİLEMEZLER’

Define aramak için kullandıklarını söyleyenler de var…

Bazı insanlar cinlerle define ararlar, ama cinler bilmez. Eğer bilselerdi, ben yer altında bir şey bırakmazdım. Ama kayıpları bulabilirler. Hatta devletler arası kullanabiliyor şu anda. Mesela bazı cinayetler bu şekilde çözülebiliyor. En azından yüzde 80’ine kadar yaklaşabiliyorsunuz. Ama bu da bir sıkıntıdır, alt yapısı olmalı.

Geleceği de bilemezler değil mi?

10 dakika sonrasını bilemezler. Şu anda bir şeyler yapılıyorsa bir yerlerde, bazen bilinir. Ama yarın saat 3’te şu olacak diyen yalan söyler.

Hatta, Peygamberimiz’den dini öğretmelerini için kendilerine adam göndermelerini istemişlerdi. Peygamberimiz de onlara öğretmenler gönderdi. Yolda katlettiler. Bir pusu. Allah bildirse bildirir, bak bildirmedi. Peygamberimiz’in eşine iftira atıldı, ama ayet inene kadar Peygamberimiz onu bilemedi.

İnsan vücuduna nereden giriyorlar?

Hiç belli olmaz. Ayaktan başlar saç teline kadar girebilir.

Durup dururken girerler yani?

Durup dururken giremezler. Bir büyü olur, cin onu devreye sokar. O kanalla girer.

Vücutta mı yaşıyorlar?

Tabi. Kafir cinler vücutta her zaman yaşamaz. Girer, fizik ötesi bazı işleri yaptırır çıkar gider. Eğer devamlı vücutta olsa felç gibi olur.

KARABASAN KONUSU

Mesela gece yatıyorsunuz, bir şey çöküyor. Sure okumaya başlıyorsunuz, ama zorlanıyorsunuz. Sanki okutmuyorlar size. Bunun nedeni ne?

Şimdi bu iki türlüdür. İnsanlarda uyku terörü vardır. Uyku terörü ise doktorluktur. Bir de uyku sendromu vardır. Yine doktorluktur. Eğer karabasan şeklinde ise, işte yatarken onu diyorum, Felak ve Nas suresini okuyun, için diye. Diliniz dönmez o anda, ama yavaş yavaş döndükçe, dönene kadar terden su olursunuz. Bunun da formülü var. Her akşam, 7 gün boyunca yatarken, bir bardağa Ayete’l Kürsi, Felak ve Nas suresini okuyun, bir de Cin suresinden 1’den 10’dar eklerseniz, kolay kolay bir şey olmaz.

Ama karabasan, kafir cinlerin rüzgarı demektir. Eğer sana musallat olmuş olsa gündüz de musallat olur. Gelir gözünün önüne bir varlık şeklinde, onu gördüğünüzde kasılır, bayılır, düşersiniz. Vücudun tam uyku durumuna geçtiği anda, iki araya, perdenin arasına girdiği kafir cinin rüzgarıdır. Ruhlar belirli aralarda vücuda girip çıkarlar, onlar da bu anda giriş çıkış yaparlar.

Her bölgenin ayrı bir cini var mı?

Öyle bir şey yok. Afrika’daki bir cinin ismini bileyim, çağırayım. 4 saniyede burada. Yer-mekan diye bir şey yok onlarda.

Hastalıklarda cinlerden istifa edebilir misiniz?

Cinlerin yapabileceği iki üç olay vardır insanlar üzerinde. Mesela ameliyat yapamazlar. Kalp damar yolunu açamazlar. Eğer açabilseler, Koşuyolu’na iki tane koyarım hastaneyi kapatırlar.

Düşünün beyin damarlarınız kapalı, cin o damarı açamaz. Başka bir cin o damara girdiyse o cin oradan alınır, damar açılır. Bu başka bir şey.

‘DEFNE YAPRAĞI ÇOK ÖNEMLİ’

Cinlerin de insanlardan korkmasıyla ilgili olarak… Peygamberimiz’den gelen rivayetler var. Peygamberimiz şeytanın Hz.Ömer’den korktuğunu söylüyor.

Elbette, Müslümanın olduğu yere kafir cin olmaz. Ayet okunuyor orda. Burada leş kokusu olsa üç dakika oturur gideriz. Onlar için de Kur’an-ı Kerim’in oturtuğu yerde misk kokusu gelir. Onlar sevmezler misk kokusunu. Defne yaprağı da çok önemlidir. Vücuda girdiği an onun kokusundan rahatsız olurlar. Kokuyu aldıkları an kaybolurlar. Defne olan vücuda dagirmezler. Kanda olsa kana girmezler.

SALİH HOCA: ÇOCUĞUMU BOĞDULAR

Siz bu işi nereden öğrendiniz?

Öğrenme işi  iki şekilde olur. Hocadan hocaya çok nadirdir. Bir kere algıların açık olması lazım. Bunu bir hoca nasıl yapabilir ki? Bu yaradılışla alakalı. Bu işi yapan asla namazı bırakmayacak. Asla zina, içki, kumar olmayacak. Bu yapıyorum demek inandırıcı değildir. Bu bir ilimdir. Ben 7 yaşından beri uğraşıyorum. Çok çeşitli araçlar vardır. Bunu kötülüğe kullanamam. Zina asla yapamam, boğarlar.

Size düşmanlık beslerler mi?

Elbette.

Sizden dolayı tanıdığınızdan da uzak dururlar mı?

Benim evime Allah’ın izniyle kolay kolay bir şey olmaz mesela. Ama bilinçsiz bir yaparsın, o zaman başka. İlk başladığım dönemde çok acemice iş yapıyordum. Eşimin karnındaki çocuğu boğdular, 8 aylık çocuk öldü. Hatta karşıma geldi, çocuğunu boğacağım dedi.

Neden yaptı peki?

Kafir cindi. O zamanlar bir insandan birden fazla cin alamıyorduk. Bir yere gittim, üç tane vardı. Üçüne birden girdim. Birini elimden kaçırdım. Bana musallat olamadı, ona oldu. Ama şimdi yapamıyorlar.

Hastalarınız sizi gördüğü anda tepki veriyor mu?

Şimdi yolda yürüyeyim. Cinlenmiş biri beni görsün, üstümde bir şey olduğunu hissetsin, bayılıyor zaten. Bir gün ruhsat işi için karakola gittim. Kafamı çevirip bir daire kurdum, dört kişi birden düşüp bayıldı.

Diğer hocalarla konuşuyor musunuz?

Bir program yapsam, bir tane adam bulamam. Ne yaptıklarını biliyorum. O yüzden çocuklarıma da ben öldükten sonra hiçbir hocaya gitmeyin derim. Güvenim kalmadı. Bir yere kadar gidiyor, bakıyorsun oradan sonra iş değişiyor. 300 – 400 neyse de, alıyor 3 bin 4 bin lira. Bir de zenginse adam, tek seansta bitirmiyor, üç seans dört seans uzatıyor.

FİLMİN GELİRİ YETİMHANEYE

Filme gelecek olursak, devamı gelecek mi?

Onu bilmiyoruz. Filmi zaten oğlum yapıyor. Ben ona yaşadıklarımı aktarıyorum. Kafama yatmadığı filmi yapmam Yetimhanede para azaldığı zaman film yapıyoruz. 6 – 7 ay idare ediyoruz.

Başka teklifler geliyor mu?

Sinemacılar gelip orada çekim yapmıştır. Film teklifleri geliyor ama kabul etmiyoruz.

Yetimhane hakkın bilgi verir misiniz?

Hatay içinde yetimhanelerimiz. Biz aslında Edirne’de bir yurt düşüyorduk. Orda hem Kur’an eğitimi hem imam hatip şeklinde. Ama Suriye savaşı çıkınca çok acıklı yerler vardır, o yetim çocuklar ne olacak diye o tarafa kaydık. Sağ olsun, belediye yer verdi. Orada bir okul yaptık. Okulda sınıf ve mescit var. 730 tane şehit çocuğunu aldık. Türkmen ve Suriyeli çocuklar. Yardım toplamadık. Kiraları, yiyecek ve giyimleri de bize ait. Hastane masrafları da aynı şekilde.

Servis araçlarımız var, her sabah onları alıyoruz. Eğitim veriyoruz. Kur’an kursu olur orası öğleden sonra bazen. Akşamları ailelerine geri dönüyorlar.

Yazın tatilde okulu Kur’an kursuna çeviriyoruz. Çok güzel gidiyor.

Destek alıyor musunuz?

Hiç bir kurumdan almıyoruz. Bir ekibimiz var zaten, bir vakıf. Dünya Şehit Çocukları Vakfı.

Yardım yapmak isteyenler nereye başvurmalı?

Yardım yapmak isteyenler gidip bizzat verebilir. Ancak, biz zaten çeviriyoruz orayı. Bizden daha kötü olanlar var, bizim ihtiyacımız yok. Onlara yapsınlar.

Ayrıca cinlerle korunmakla ilgili hadisler de mevcut. İşte o hadislerden bazıları…

“Evinden çıkınca kim: “Allah’ın adıyla, Allah’a tevekkül ettim, güç kuvvet Allah’tandır.” derse kendisine: “İşine bak, sana hidâyet verildi, kifâyet edildi ve korundun da”denir, ondan şeytan yüz çevirir.” Tirmizi, Daavât, 34, (3422)

Şeytanın evden kaçması için

“Evlerinizi kabirlere çevirmeyin, içerisinde Bakara suresi okunan evden şeytan kaçar.” Müslim, Misâfirin, 212, (780)

Helaya girerken

Rasülullah (s.a.v) helâya girdiği zaman şu duayı okurdu: “Allahümme inni euzü bike mine’lhubsi ve’l-habais. (Allahım, pislikten ve (cin ve şeytan gibi) kötü yaratıklardan sana sığınırım.” (Buhâri, Vüdu, 9)

‘Şeytana karşı üç gün muhafaza eder’

“Her kim: ‘Lâ ilâhe illallâhu vahdehu la-şerike leh, lehü’l mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadir.’ duasını, bir günde yüz kere söylerse, kendisine on köle âzat etmiş gibi sevàp verilir, ayrıca lehine yüz sevab yazılır ve yüz günahı da silinir. Bu, ayrıca üç gün akşama kadar onu şeytana karşı muhafaza eder.” (Buhâri, Daavât, 54)

Yemek yerken ve eve girerken

“Kişi evine girerken ve yemek yerken besmele çekerse, şeytan adamlarına, “Burada ne geceleyebilir ne de yemek yiyebilirsiniz” der. Eğer o kimse eve girerken besmele çekmezse, şeytan adamlarına, “Geceyi geçirecek bir yer buldunuz” der. O şahıs yemek yerken besmele çekmezse, şeytan kendi adamlarına, “Hem barınacak yer hem de yiyecek yemek buldunuz” der. ” (Müslim, Eşribe 103.)

Kaynak : Haber7

Yeni Arabam Suzuki Swift 1991 1.0 Oldu

Yeni Arabam 1.5 yıl aradan sonra Suzuki Swift 1991 1.0 Oldu . Daha önce 93 Model Mazda 323F vardı . Ondanda önce daha iyisi olan 2000 model Opel Astra CD vardı. Mazda 323F çok sorunluydu tam 7 kere yolda kaldım motor şanzıman ve komple boya yaptırıp kısaca hayatını kurtarıp sattım.

Opel Astra bana hiç problem yaşatmamıştı ve çok güven veriyordu. Mazda 323F ise uzun yolda çok rahat virajlarda hiç savurmaz bir arabaydı ama çok masraflıydı. Suzuki Swift ise hidrolik direksiyon olmamasına rağmen kullanımı 323F ve Astra’dan daha rahat.

Aracı Denizli’den aldım Ankaraya  kadar 450 Km yolda 2 litre yağ eksiltmişti. Araç ya ciddi yağ yakıyordu yada ciddi bir kaçağı vardı. Sorunu çözdüm Karter Havalandırma Valfi PCV diye geçiyor onu iptal etmişler. Bu Valf karteri havalandırıp buharlaşan yağın motora geri gitmesini sağlıyordu. Karter hava alabiliyordu ama buharlaşan yağ karbiratör ve bir hortuma şanzıman üstüne akıyordu.

Hava filtresini bi söktüm içi hep yağ karbiratörü söktüm yağ dolu . Karbiratörü filtreyi temizleyip taktım geri. Bu kezde kelebek boğazı takılmaya başladı.

Kingston Server Ram’i Uzmanı Bilenenal.com ‘dan alın

Hepimiz için tanıdık bir öykü Sunucu odasına yeni bir sunucu geldi. İş gereksinimleriniz büyüdükçe sadece daha fazla ram eklemeniz yeterlidir. Basit, ancak ram artık o kadar basit değil.

Çok fazla seçenek, verilmesi gereken çok sayıda karar var ve her işletmeni gereksimi birbirinden farklı. Bilendenal Kingston Server Ram konusunda uzmandır. Sunucunuzdan en iyisini elde etmenize yardımcı olabiliriz.

Uzmanlarımız iş gereksinimlerinizi üç temel alanda ele alıyor. Eğer zamanla işiniz için önemliyse sunucu performansını artırmanın önemli olduğunu bilirsiniz. Eğer büyük miktarla verilerle yâda sanallaştırma ile uğraşıyorsanız kapasitenin en üst düzeye çıkartılması önemlidir. Eğer işletmeninizin enerji verimliğini artırması gerekiyorsa daha az güç tüketen ve daha az soğutma gerektiren bir sunucu rami kullanmanız gereklidir.

Bilendenal Kingston Ram Uzmanları bu gereksinimleri sizin işletmenize özel biçimde dengeleyerek en iyi ram yapılandırmasını bulmanıza yardımcı olabilir.

Bilendenal Elektronik Bilişim Hizmetleri San. ve Tic. Ltd.Şti.

Çetin Emeç Bulvarı Kabil Cad. No : 92/C 06450 Öveçler – Dikmen ANKARA

0312 481 60 00

bilgi(at)bilendenal.com
Skype :
bilendenal

www.bilendenal.com

Araba kullanmak zormudur?

Araba kullanmak kullanacağınız araca ve trafiğe bağlı olarak çok kolay ve çok zordur.

Araç ile ilgli bir sürü neden olabilir. Bu genellikle düz vitesli araçların özellikle eski modellerin yürüyen aksam tabir edilen baskı balata ve şanzımanın bitmiş olmasından kaynaklanabilir. Baskı balata bitmişse debriyaj sert olacaktır ve çok yukarda zor kavrama yapmacaktır. Bu durum düz yolda sorun olmasada özellikle yokuşlarda ecel teri döktürecek bir sorundur. Şanzıman problemi ise viteslerin çok zor geçmesi ve seyir halinde iken vitesdeyken boşa atmasıdır. Bu durum bakımsız her araçta mutlaka vardır.

Araçlarla ilgili diğer bir sorunda ön takım tabir edilen Direksiyon elemanları ( Direksiyon pompası , kutusu , rotu ) , Amortisörler ve aks gibi parçaların yıpranmış olmasından kaynaklı olan direksiyon sertleşmesidir. Direksiyon çok sert olursa özellikle park etme konusunda çok sıkıntı yaşarsınız, eğer vucüd geliştirmeye çok para veriyorum diyorsanız ön takımı dağınık bir aracın direksiyonunu hareket ettirmek çok daha çabuk vucüd geliştirmenize olanak sağlar. Benim tavsiyem  Fiat 50NC kamyondur.

Bu bahsettiğim problemler genelde 2000 model altı araçlarda olur. Bakımlı araçların çoğunda bu problemlerin hiç biri olmaz . Bakımlı aracı kullanmak bakımsız bir araçı kullanmaktan daha kolaydır.

 

 

Sosyal Medyadaki Saçmalık : 1 Yorum 1 TL Beğeni 2 TL Paylaş 5 TL Bunlar Palavra

Sosyal Medyada yani Facebook Twitter gibi sitelerde bir furya ortaya çıktı.Kimsede sesini çıkarmıyor.

Hasta durumdaki insanların resimlerini paylaşıp Facebook sponsor oldu 1 Yorum 1 TL Beğeni 2 TL Paylaş 5 TL gibi aslı astarı hiç olmayan, sırf bu resimi paylaşan Facebook sayfalarına beğeni çekme amaçlı yapılan hiç hoş olmayan bir durum.

Hasta durumdaki insanlara 1 milyon beğeni olsa bile 1 kuruş bile gitmiyor. Bu paylaşım yapanlarında o insanların durumundan zerre kadar bilgisi olduğunu sanmıyorum. Facebook sponsor oldu yok Twitter sponsor oldu gibi şeylere kesinlikle inanmayın paylaşmayın beğenmeyin  yorum bile yapmayın. Gördüğünüz anda direk şikayet edin .

 

Başlıca Ram Markaları ve Kullanım Alanları

Başıca Ram Markaları BIGBOY, CORSAIR, GSKIL, MICRON, HYNİX, QİMONDA, ELPİDA, KINGSTON, olup. Masaüstü Ramleri, Network Ramleri, Notebook Ramleri, Performans Ramleri, Printer Ramleri, Sunucu Ramleri ve Workstation Ramleri olarak ayrılır.

Masaüstü Ramleri bildiğimiz toplama pc veya masaüstü bilgisayar olarak tabir ettiğimiz bilgisayarların bellekleridir.

Network Ramleri Cisco gibi firmaların ağ ile ilgili ürünlerinin kullandığı bellek türüdür.

Notebook Ramleri normal ramlerin yarısı kadar notebooklar için tasarlanmış ramlerdir.

Performans Ramleri daha çok oyun tutkunları için özel olarak dizayn edilmiş . Soğutucu barındıran ramlerdir.

Printer Ramleri özellikle büyük yazıcı ve fotokopi cihazlari için yapılmış notebook ramine benzer ramlerdir.

Sunucu Ramleri 24 saat çalışma prensibine uygun olarak yapılmış serverlar için yapılmış ramlerdir.

Workstation Ramleri 24 saat çalışma prensibine uygun olarak yapılmış serverlar için yapılmış ramlerdir.

Ram bilgisayarda yaptığınız anlık işlemleri kayıt altında tutulmasını sağlayan bellek türüdür. Bilgisayarının kalbi olarak nitelendirebiliriz. O olmazsa çalışmaz .

Depolama aygıtlarının önemi

Daha açık olan karşılaştırılabilir kapasiteye sahip ve makul bir fiyata satın alınabilir sd kart depolama aygıtlarını bile daha düz. sd kartları olarak yığın depolama aygıtları, dijital kameralar için kullanılmaktadır. Ayrıca küçük kartlar yalnızca dijital fotoğraflar, ancak tüm önemli belge ve özel dosyalar için evrensel bir yedekleme aygıtı olarak paylaşmak için  kullanılması uygundur. Böylece geçerli dizüstü bilgisayarları ve Masaüstü PC’leri varsayılan olarak sd kart yuvası  sahip olması gerekliliği ortaya çıkar.Highpoint Raid kartlar    yüksek kalitede kapasitesi olağanüstü kartlardır . Kullanım taşıma ve bağlantı kolaylığı sağlarlar. Yüksek hızda okuma ve yazma kapasiteleri nedeniyle en çok tercih edilen kart grupları içindedirler. Bir çok   bilgisayar firması ve teknik servis elemanları tarafımdan kullanıcıların isteklerine göre çeşitleriyle sunulmaktadır. Kartlar harici çıkış yapısıyla dizayn edilmiştir. Yüksek data transfer hızı ve okuma hızıyla tercih edilmektedirler. Birçok kullanıcı aldıkları bu karttan çok memnun durumda ve herkese tavsiye etmektedirler.Fiyata göre kapasiteleri bakımından çok  büyük avantaj sağlarlar.  Highpoint Raid kartlar  hakkında ayrıntılı bilgi için    http://www.bilendenal.com/search.aspx?pIcerik=&pCt=Depolama%20%C3%9Cr%C3%BCnleri&pAct=Depolama%20Bile%C5%9Fenleri   adresini ziyaret edebilirsiniz.

Ram özellikleri nelerdir?

Ram mikroişlemci  sistemlerde kullanılan bir tür veri deposu olarak bilinir. Bir RAM çipinde her hangi farklı iki veriye ulaşmak için aşağı yukarı aynı süre harcanmaktadır .RAM, genellikle bilgisayardaki ana hafıza ya da birincil depo; yükleme, gösterme, uygulamaları yönlendirme ve veri için çalışma alanı olarak  görev alır. Ramler kapasiteleri bileşenlerinin türü hızı soğutma özellikleri ve veri aktarım hızına göre sınıflandırılır. Yaygın olarak hafıza çubuğu veya RAM çubuğu isimleriyle anılır çünkü devre kartı üzerine, küçük devreler halinde, plastik paketleme yardımıyla birkaç sakız paketi boyutundaki  çiplerdir. Ram yetersizliğinde ram yükseltme veya ram ekleme işlemleri uygulanmaktadır. Ram ile ilgili ayrıntılı bilgi almak için http://www.bilendenal.com/search.aspx?pIcerik=kta-mp   adresini ziyaret edebilirsiniz.